Antalya, tarih öncesinden bugünlere kadar bir çok medeniyet barındırmış olan bir şehir. Ülkemizin nüfus açısından en kalabalık beşinci şehri olması ile birlikte toplamda 19 ilçesi, 910 mahallesi bulunuyor. Şehir merkezinin denizden yüksekliği 39 m ve şehirde ikamet eden insan sayısı 2019 sonu sayım itibari ile 2.512.000’dır.

Antalya’nın tamamı Akdeniz bölgesinin batısında yer alır. Şehir’de ekonomi genel olarak turizm, tarım ve ticarete dayanıyor. 1970’lerin sonlarında şehir uygun iklim şartları ve turizm etkinlikleri ile birlikte pozitif bir ivmelenme yakalamış.

Yazımızın başında da söylediğimiz gibi günümüze kadar çok fazla medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Bununla birlikte Ülkemizde en fazla Antik Kent sahibi olan ilimizdir. Ev sahipliği yaptığı medeniyetler; Osmanlılar, Selçuklular, Romalılar, Bizanslılar, Lidyalılar, Likyalılar, Bergamalılar, Pamfilyalılar ve son olarak Türkiye Cumhuriyeti’dir. Antalya hiçbir medeniyete başkentlik yapmadı.

Bir rivayete göre ise; Helenistik dönemde zamanının Bergama Kralı olan II. Attalos, “gidin ve bana dünyadaki cenneti bulun” der. Bunun üzerine askerlerinin gösterdiği bu bölgeyi beğenen II. Attalos kendi adına benzer olarak bölgeye “Ataleia” adını verir. Antalya’nın adı Arap tarihinde “Antaliye”, Türk tarihinde ise “Adalya” olarak geçiyor.

Yaz ayları kurak ve sıcak, kış ayları ılık ve yağışlı diye tabir ettiğimiz Akdeniz iklimi genel olarak Antalya’yı kapsar. İç kesimlerin bazı bölgelerinde çok az da olsa Karasal iklim de gözlemleniyor. Bir istatistiğe göre Antalya yılım 300 gününü güneşli geçirmektedir ve yıllık ortalama hava sıcaklığı 18.7 derecedir.

Alçak yamaçlarda kışları dahi yeşil kalabilen Maki bitki örtüsü hakim. Boyları genellikle 4-5 metreyi geçmeyen bu bitkilerin en yoğun çeşitleri; yabani çilek, sandal, kocayemiş ve zakkum. Yüksek bölgelere çıkmaya başladıkça yerlerini köknar, sedir, sarıçam, kayın gibi yüksek ormanlar olarak adlandırılmasına sebep olan ağaçlara bırakıyor.

Şehirde çok fazla arkeolojik alan var. Bu arkeolojik alanlarda keşfedilmiş bazı eserler Antalya Müzesi’nde sergileniyor. Müze ziyarete sürekli açık.

Antalya’da bir çok şenlik ve festival düzenlenmekte. Bunlardan en bilinenleri;

  • Antalya Film Festivali
  • Antalya Televizyon Ödülleri
  • Uluslar arası Antalya Kum Heykel Festivali’dir.

Antalya’ya ulaşım dilerseniz kara, dilerseniz hava ve deniz yoluyla dahi sağlanabilir.

Antalya Koyları:

Türkiye’nin en özel şehirlerinden olan Antalya tam 635 kilometrelik bir sahil şeridine ev sahipliği yapıyor.  Özellikle Rus turistler başta olması ile birlikte bir çok yerli ve yabancı turisti sene içersinde misafir ediyor. Bununla birlikte, sıralamada Akdeniz bölgesi Antalya sayesinde turizm için en çok tercih edilen bölgemiz oluyor.

Antalya ne kadar pahalı bir turizm bölgesi olsa da bize bir çok doğal alternatif sunuyor. Özellikle her insanın görmesi gereken eşsiz güzellikteki koyları. Bu koylardan en çok tercih edilenleri ve tabii ki kamp yapmanız için uygunluk durumlarını yazımızın devamında sizleri için ele alacağız. Hayal edince ne kadar heyecan verici değil mi? Sabah kamp alanında uyandığınızda, çadırınızın fermuarını aralıyorsunuz ve masmavi gökyüzü ile ufukta birleşen Akdeniz. Belki sabahları açık büfe kahvaltımız yok ama kamp alanında yapacağınız bir menemen ve doğa ile iç içe olmak hepsine bedel olacaktır.

Yazıyı biz bile yazarken heyecanlandık. Hadi sizi de daha fazla bekletmeden Antalya’nın eşsiz güzellikteki koylarını ve kamp alanlarını incelemeye başlayalım.

Aytap Antik Kenti Kamp Alanı, Alanya:

Antalya’nın göz bebeği olan Alanya ilçesinin yakınlarında bulunan Iotape daha çok Aytap olarak anılıyor. Tarih boyunca onlarca medeniyete kucak açmış olan Antalya’da Aytap, Kilikya’lıların bir kıyı şehri. Bölgenin adı M.S 38 – 72 yılları arasında hayatta olan Kommagene Hükümdarı IV. Antiochus’ un eşi Iotape’ den geliyor.

Antik kente ilk baktığınızda dikkatinizi çekecek olan şey, kentin akropolü konumunda duran ve denize doğru yüksekçe uzanan bir burun olacak. Şehrin mimarisi büyük ölçüde tahrip olmuş olsa bile, surlar bu bölüme hala bir kaleymiş gibi görüntü veriyor. Akropolden geçtiğinizi hayal edelim, karaya bağlandığı kısımda hemen bir cadde var. İşte burası Liman Caddesi. Cadde üzerinde çok tahrip olmalarına rağmen yer yer heykeller ve yazıtlar bulunuyor. Bu yazıtlar heykeller hakkında bilgi vermek için yerleştirilmişler. Yazıtlar, şehirde o dönemin hayır severler insanlarından ve sporcularından bahsediyor. Kentte zamanında küçük bir kilise de bulunuyormuş, kalıntılardan anlaşılıyor. Bu küçük kilisede Hagios Georgios Stratelates’ in betimlendiği izler hala gözlemlenebilir durumdalar.

Bu bütün tahrip olmuş mimarinin arasından en sağlam kalan yapı ise bir hamam. Hamama ait su sistemi çok iyi şekilde korunmuş. Sit alanı olarak koruma altına alınmış bu antik kent, eşsiz manzarasından dolayı ne yazık ki yoğun yapılaşma tehdidi altında. Bunun en büyük sebeplerinden birisi ise Antalya-Mersin otoyolunun şehrin tam ortasından geçmesi.

Tarihi olarak kısaca ele aldık bu güzel antik kenti, şimdi biraz daha doğa sever bir kampçı gözü ile bakalım. Kilisenin karşı tarafında çadır kurmaya çok müsait birkaç düzlük alan bulunuyor. Gruplar halinde beşer adet çadır kurabileceğiniz 3-4 tane alan var. Çadırınızı bu alanlardan birine kurduğunuzda tapınağın arka kısmından doğacak olan güneş size sabahları nefis bir manzara sunacak. Belki biraz arka plandaki yazlıklar gözünüzde bu tarih ve doğa bütünlüğünü bozup canınızı sıkabilir.

Yerleşim yerinin altında kalan koya indiğiniz zaman sizi harika bir mağara karşılayacak. Bu mağaranın en güzel tarafı ise; içerisine girip yüzebilir ve mağaradan denize yüzerek çıkabilirsiniz.

Sabah erken saatlerde koya avlanmaya gelen balıkçıları fotoğraflamak gerçekten çok güzel bir aktivite oluyor. Siz koyun doya doya içinde keyfini çıkarır iken, denizden tekne ile bu keyfi tatmak isteyen misafirler de var. Bunlar haricinde piknik yapmak isteyen ya da antik kenti gezmek isteyen günübirlik ziyaretçiler de oluyor. Geceleri ise otoyoldan gelen kamyon sesleri duyuluyor.

Bölgede yakacak odun sayısı çok az. Bundan dolayı yanınıza kamp ocağı ve kamp tüpü almanızda fayda var. Bölgeye çok yakın bir restoran bulunuyor, buradan elektrik ve su benzeri ihtiyaçlarınızı karşılayabilirsiniz. Fakat market, büfe tarzı bir işletme mevcut değil. Bundan dolayı tam hazırlıklı gitmeniz gerekli. Isınmadan dolayı odunu dert ediyorsanız eğer; iklimden dolayı bölge gündüz olduğu gibi geceleri de çok sıcak oluyor.

Koyda deniz o kadar temiz ve suyu o kadar güzel ki kendinizi alıkoyamıyorsunuz. Yerli ve yabancı turistin ilgisini en başta antik kent olarak çekmeyi başaran bu bölge, bizce günü birlik ziyaret etmek yerine kesinlikle kamp atılıp en azından 1 – 2 gün tadını çıkarmak gereken bir bölge. Vereceğimiz birkaç ipucu ile sorunsuz bir şekilde kamp yapabilirsiniz.

Bölgede en büyük sıkıntılardan birisi tatlı su kaynağı bulunmaması. Bu yüzden kamp süresi boyunca kullanacağınız suyu yanınızda götürmeniz gerekiyor. Şahsi aracınız ile bu alana bir ziyarette bulunacaksanız, Alanya merkezden alışverişinizi yapabilirsiniz. Alanya ile arasında 33 km gibi bir mesafe var. Eski Gazipaşa yolu üzerinde bulunduğundan dolayı maalesef bu yoldan geçen bir otobüs bulunmuyor. Yeni yolun yapılmasıyla beraber bütün otobüsler yeni yolu tercih ediyorlar. Bu sebeple ya otostop ile ya da şahsi aracınız ile ulaşım sağlayabilirsiniz. Yeni yolu tercih eden araçlar ise eski yoldan görünen ihtişamlı hamam manzarasından mahrum kalıyorlar.

 

Kumluca:

Öncelikle ilçe hakkında biraz bilgi vermek istiyoruz. Kumluca ilçesi Antalya iline bağlı. İlçede ilk yerleşim bölgesi 1800’lü yıllarda, Sarı Kavak adı ile ilçe merkezinin 5 km doğusundaki tepelerin eteklerinde kurulmuş. Finike, Elmalı’dan ayrıldıktan sonra Antalya’ya bağlı olan Kumluca Finike’ye bağlanmış. Zamanla göçebe halkın yerleşmesi ile daha da büyüyen Kumluca, 1958 yılında Finike’den ayrılarak ilçe olmuş.

Bugün ilçe merkezi olarak görünen bölgede henüz hiçbir yerleşim yok iken; Sarıkavak’ da yaşayan bir köylü, fundalık ve kumluk olan bu araziye karpuz ekmiş. Arazi o kadar verimli bir arazi çıkmış ki, karpuzlar civar bölgelerin en iri boyutlarına ulaşmışlar. Bu karpuzları toplayıp satmak için civar köylere gittiğinde, herkes karpuzları yetiştiren köylüye bu karpuzların nerede yetiştiğini sormaya başlamış. Köylü ise “şu şu taraftaki derenin kıyısındaki kumluca yerde” cevabını vermiş. Karpuzlar o kadar iri ve o kadar lezzetliymiş ki, zamanla bu karpuzların methi ile karpuzların yetiştiği bölge Kumluca olarak anılmaya başlamış.

Antalya merkeze 90 km uzaklıktaki Kumluca ilçesi, Akdeniz’e doğru uzanan uzantı üzerinde Fethiye Körfezi hizasındadır. Kuş bakışı baktığınız zaman 3 tarafı dağlar ile çevrili olan ilçede, denizden kuzeye doğru yol aldığınızda mükemmel verimlilikte bir ova bulunuyor.

İlçede bir çok antik kent bulunuyor. Bunlardan en önemlisi olan tabii ki Olympos. Adeta Olympos, bölgenin yerli ve yabancı turist kaynağı konumunda. 90’lı yılların başında yapılan çalışmalar ile birlikte ortaya çıkan tarihi eserler bölgeyi adeta yerli ve yabancı turist mıknatısı haline getirmiş.

Kumluca ilçesinin sahil şeridi toplamda 30 km uzunluğunda. Sahil şeridi boyunca birkaç koy mevcut. Bu koylar otel, motel, pansiyon ve restoran tarzı işletmeler ile turistlere güzel bir hizmet veriyor. Bizi daha çok ilgilendiren kamp kısmına birazdan değinmeye başlayacağız. İlçedeki Mavikent beldesi ve Finike ilçesi arasındaki sahil şeridi, sadece bölge halkı tarafından inşa edilmiş olan ahşap evlere iskan edilmiş durumda. İlçede bazı sahil bölgelerine ne yazık ki tatil siteleri yapılıyor. Yerli ve yabancı turistin ilgisini çekmeyi başaran bir başka etken ise yaylalara düzenlenen turlar ile yapılan yayla turizmi.

Korsan Koyu Kamp Alanı, Kumluca:

Bölgenin adı sizce de çok ihtişamlı değil mi? Bir sohbet içerisinde bu koyun adı geçmiş olsa zihnimde direkt, Korsanların karaya çıkmak için ve hatta hazinelerini saklamak için tercih ettikleri bir koy canlanır. Gerçekten böyle bir geçmişi olsa ve bu koyda kamp yapar iken, geceleri yanan ateşin etrafında arkadaşlarımız ile toparlanıp Korsanlar ile ilgili efsaneler anlatsak? Hepimiz efsaneleri severiz. Kim bilir belki de efsane değildir? Yazımızın devamını okumadan bilemezsiniz değil mi?

Bir rivayete göre, bir zamanlar Gelidonya Burnu’ndaki ters akıntı nedeni ile kontrolünü kaybeden kaçakçılar ve ticaret gemileri akıntıya istemsiz kapılıyorlar. Akıntıya kapılan gemiler doğal bir liman vazifesi gören koya doğru sürüklenip korsanların kucağına düşüyorlar. Kimilerine göre isim buradan geliyor işte.

Likyalılar zamanında da savunma açısından baya önemli bir eyaletmiş burası. O kadar önemli ki kendi paraları bile var. Nerden mi biliyoruz? Yakın geçmişte bölgede yaşayan halk, diğer bir adı ile Melanippe olan eyaletin paralarının bulunup kaçırıldığını dilden dile gezdiriyor. Resmi bir açıklama ile desteklenmediğinden dolayı ne oldukları anlaşılmayan fakat yine bölge halkının anlattığı kadarı ile bilinen bazı yapıların çok az miktarda kalıntısı duruyor.

Bugün itibari ile bizim Korsan Koyu, geçmiş  zamanların Melanippe ve bölge halkının Oturak olarak andığı yer, sadece o denize girilen küçük kısım olarak biliniyor. Bu konuda da aslında farkı bölgeler olduğuna dair rivayetler var.

Ormanlık bölgeye ilerlediğiniz zaman bir sürü tarihi eser görürsünüz. Arazi biraz dikenli ve engebeli olduğundan yürümesi zor. Hatta bazı taş yapılar o kadar ilginç bir şekilde toprağa gömülü gözüküyor ki, biraz kazma kürekle kazsan altında mimari bir yapı ile karşılaşacakmışsın gibi bakir.

Tarihçe olarak Korsan Koyu diye bilinen bölge, Melanippe antik şehrinin liman bölgesi. İki adet kayanın arasına sıkışmış gibi gözüken, 25 metre genişliğinde, korunaklı ve doğal bir liman. Hatta Piri Reis bile bu bölge için 1521 yılında hazırladığı Bahriye kitabında yer vermiş, adına Karaozi (Karaöz) demiş.

Ortaçağ’ da Stephanos adı ile de anılan kentin üç tarafı surlarla çevrilmiş. Bu adın tercih edilme sebebi, zamanında Aziz Stephanos için yapıldığı tahmin edilen bir kilise. Kilise denizcilere hizmet vermesi için yapılmış. Günümüze kadar ulaşan mimariye baktığınızda tekne ve gemi motiflerini görebilirsiniz.

Koyun en güzel yanı, Antalya – Kumluca arasında kopan fırtınalardan etkilenmemesi. Çadırınızı kurmanız adına önereceğimiz nokta hemen sahilin arka tarafı. Orada bulunan ve kamp hizmetlerini veren işletme aynı zamanda size bungalovda konaklama fırsatı da sunuyor. Malum koya ulaşım biraz zor ve alabileceğiniz hizmetler sınırlı. İşlemede Tuvalet ve su hizmetini kolaylıkla alabiliyorsunuz. Bu sebeple kamp alanına giderken yanınızda yiyecek ve içeceklerinizi götürmelisiniz. Civar marketlerdeki ürün fiyatları şehirlere göre bir tık yüksek kalabiliyor. Koyun girişinde arabasında tost yapan abimizi unutmayalım ama.

Tüm bunlar ile beraber sabah uyandınız ve o eşsiz manzara eşliğinde kahvaltı yapıyorsunuz. Birden koya bir tur teknesi yanaştı, koya Çıralı istikametine doğru tur düzenleyen tekneler uğramakta. Gayet keyifli zaman geçirip bir günlük aktivite yaratabilirsiniz. Zaten içinde bulunduğunuz Melanippe Antik kendini gezebilirsiniz. Bu detay çok önemli; Korsan koyu Ülkemizin işaretlenmiş ilk uzun mesafeli trekking rotası olan, tam 509 km, Lykia Yolu üstünde bulunuyor. Uzun soluklu bir plan için kulağa hoş geliyor değil mi?

Koy Antalya’dan araba ile ortalama 2 saat sürüyor. Belen kavşağına kadar asfalt daha sonra toprak bir yol. Toprak yolu 15-20 dakika yürümelisiniz. Kendi aracınız olmadan ulaşım biraz zor anlayacağınız.

  Adrasan Koyu Kamp Alanı, Kumluca:

Eski adı ile Çavuköy doğal güzellikleri yazmak ile bitmez. 2 Kilometre kumsala ne kadar güzel görüntü sığdırılabilir ise buraya sığdırılmış gerçekten. Koy, Kumluca ilçesine bağlı olan köyden adını alıyor.

Koya indiğiniz zaman; karşınızda pırıl pırıl bir deniz, arkanızda ormanlar ile kaplı dağlar var. Yani anlayacağınız yeşil ve mavi burada baya bir hakim. Gizli cennet desek yeridir. Zaten sit alanı olması sebebi ile koy doğal güzelliğini korumakta zorlanmıyor.

Yine Lykia Yürüyüş Yolu üzerinde olduğunu ele alaraktan bölge, Helenistik çağdan özellikler gösteriyor. Koyda deniz oldukça sığ ve bu sebeple yüzme bilmeyenler ile birlikte çocuklar da rahatlıkla denize girebiliyor. Tamı tamına 25 Metre su altı görüş mesafesine sahip olmasından dolayı dalgıçlar tarafından sıkça tercih ediliyor. Sörf, su kayağı vs gibi aktiviteler de mevcut.

Bu koy Lykia Yolu üstünde bulunan en önemli duraklardan birisi. Civarında çok popüler turizm tesisleri barındırıyor. Koydaki tesislerin çok büyük bir kısmını Çavuşköy yerlileri işletmekte. Koydaki tesislerde gönül rahatlığı ile kalabilirsiniz çünkü sizinle çok içten ilgileniyorlar.

Bu koyda da gezi turları düzenleyen tekneler ile civar koyları ziyaret etmek için kendinize zaman ayırabilirsiniz. Aynı zamanda bölgede Suluada denen koyda çıkan suyu içtiğinizde böbrek taşlarını düşürdüğü söyleniyor. Bu su yerli ve yabancı turistlerin büyük ilgisini çekiyor.

Plaja giriş ücretsiz, ama yerel işletmelerden şezlong ve büyük şemsiye kiralamak isterseniz size bu hizmeti sunuyorlar. Şemsiye fiyatı 5 TL, Şezlong Fiyatı 10TL gibi makul rakamlar.

Antalya’ya 95 Km olan bu koy, Kumluca ilçe merkezine sadece 4 Km. Bu durum ulaşım açısından baya kolaylıklar sağlıyor. Şahsi aracınızla ulaşım sağlayabileceğiniz gibi, Kumluca otogarından kalkan otobüsler ile de rahatlıkla ulaşım sağlayabiliyorsunuz.

Kemer:

Antalya il merkezine 40 kilometre mesafede olan bir ilçedir Kemer. 1970’lerin sonunda küçük bir köy iken geçtiğimiz 20 yılın içerisinde açılan çeşitli işletme ve tesisler ile Ülkemizin turizmi açısından çok önemli bir merkez haline geldi. Köy statüsünden kasaba statüsüne geçen Kemer ilçesi 13 Eylül 1991 senesinde artık ilçe statüsünü hak edip kazanmıştır.

Toros Dağları’nın Batısının eteklerinde, ortalama 53 kilometre sahil şeridine sahip bir ilçe. Ülkemizin gerçekten en önemli turizm lokasyonlarından birisi. 1900’lü yılların başında Eski Köy olarak bilinen bölgede yoğun yağış ile beraber dağlardan akan suyun oluşturduğu bir göl ve bataklık bulunuyordu. Bölge halkı kendilerini bu akıntılardan korumak istedi ve 24 kilometre uzunluğunda taştan bir duvar ördüler. Zaman geçtikçe bölge halkı bu taş duvardan dolayı bölgelerine Kemer demeye başladılar.

Kemer ilçesinin en eski tarihine bakacak olur isek Phalesis Antik Kentin’ dayanıyor. Phalesis M.Ö 690 yılında kurulmuş.

İşin ilginç kısmı bu bölge 1960’lı yılların başında o kadar bakir bir bölgeydi ki, ulaşım sadece deniz yolu ile sağlanıyordu. Karayolu bu yakın diyebileceğimiz tarihte bölgede yoktu. Yıl 1980’lere geldiğinde ise bir proje yapıldı, adı Antalya Turizm Projesi. Proje kapsamında bütün alt yapı çalışmaları ve yol çalışmaları tamamlandı. Bu çalışmaları tamamlanan Kemer ilçesine kalan tek görev ise; hızla gelişmek ve ülkemizin en değerli turizm bölgelerinden biri olmak oldu. Oldu da.

Hepimizin bir tatilden beklediği manzara, özellikle kamp tatillerinden beklediğimiz manzara; yeşil ve mavinin bir araya gelmesi diyebiliriz. Stresli şehir hayatından uzaklaşmak ve nefes almak için gözlerimiz adeta deniz ve orman arar. Bu noktada Kemer dediğimiz zaman aklımıza ilk gelen manzara da budur. Berrak bir deniz ve dalgaların yer yer çam ağaçlarına kadar uzanması. Öyle bir bölge düşünün ki çam ağaçlarını kendinize plaj şemsiyesi yapmışsınız, çok huzur verici değil mi?

Bu mavi ve yeşilin birleştiği enfes manzaraların yanı sıra diğer çekici yanı ise mağaralar. Çam ağacının altından kalkıp biraz denizde yüzdükten sonra Beldibi ve Molla mağarasını gezmeye neden gitmeyesiniz? Kemer ilçesine çok yakın bulunan bu mağaralara gidip tarihi kalıntıları görebilirsiniz.

İlçede tam 320 yat kapasiteli bir marina bulunuyor. Öyle ki bu marina Avrupa Çevre Eğitim Vakfı (FEEK)’ın belirlediği kriterlere tam uyarak Mavi Bayrağı kapmış. Yat demişken; Off-Shore yarışlarını bile izleyebileceğiniz bir ilçe olan Kemer daha nice organizasyonlara ev sahipliği yapıyor. Bunlardan başlıcaları, Dünya Ralli Şampiyonası Türkiye Ayağı (WRC Rally of Turkey), Phaselis Sanat Etkinlikleri, Kemer Karnavalıdır. Ünlü gece kulüplerini de es geçmek olmaz tabi.

Fotoğraf Kaynak: Hakan Alaoğlu / Foursquare

  Maden Koyu Kamp Alanı, Kemer:

Popülerlikten uzak ve gerçekten henüz neredeyse keşfedilmemiş bölgeler mi arıyorsunuz? Bu bölgeyi gördüğünüz zaman sadece kendinize saklamak için kimselere anlatmak dahi istemeyeceksiniz. Biz neden mi anlatıyoruz? Bölgeyi tecrübe ettikten sonra sizlerin de bizim gibi yüzlerimizde oluşan tebessümü ve hissettiğimiz huzuru yaşayın istedik.

Öyle bir yer hayal edin ki; henüz çok keşfedilmemiş ama “burayı nasıl keşfedememişler” diyeceğiniz. Sessizliği ile hem huzur bulacağınız. O kadar gerçek hayatın telaşından izole bir bölge ki, o an sadece orada siz ve yanınızdaki insanlar var, akşamları etrafında sohbet edilen kamp ateşi var. Sabahları mavi ve yeşile uyandığınızda içinizi kaplayan mutluluk var. Menemenlik malzeme var ise zaten o sabah daha bir anlamlı J.

Sahilde denize yaklaştıkça küçülmeye başlayan taşlar ayaklarınızı artık rahatsız etmiyor. Denize dalıp çıktığınızda ufukta uçsuz bucaksız Akdeniz arkanızda yemyeşil ormanlar. Bölgeyi anlatmaya başlarken ne kadar bakir olduğundan bahsettik sizlere. Bölgede ve yakınlarına henüz bir işletme bulunmuyor. Kamp anında ihtiyaç duyacağınız tüm malzemeleri yanınıza almanızda fayda var.

Yolları biraz zor olan kamp alanının ulaşımında şahsi araç en doğru karar. Fakat belli bir yerden sonra daha da zorlaşan arazi için aracınıza güvenmiyorsanız eğer düşünmekte fayda var. 10 kilometrelik bir arazi macerası sizleri bekliyor olacak.

Bölgemize neden Maden Koyu denmiş ki? Gerçeği bilmesek adeta bir huzur madeni diye mecaz yapabilirdik belki. Gerçek şu ki; maden koyu diye anılmasının sebebi, eskiden Krom Madeni çıkartılıyor olması. Koyun iç kesimlerine doğru ilerlediğinizde halen eski maden kalıntılarını görmek mümkün.

Yazımızın başında çok bilinmiyor dedik fakat bölgede tur düzenleyen tekne sahipleri bu doğal güzelliği bildikleri için misafirlerini ziyaret amaçlı koya getirmekteler.

Bölgeye ulaşım için ciddi tavsiyemiz, 4×4 bir araç olmadan bir araç ile bölgenin yoluna girmemeniz yönünde.

  Phaselis Antik Kenti:

M.Ö 700’lü yıllarda Rodos’lular tarafından kurulmuştur Phaselis. Kentte üç adet liman var ve bu limanlar çok uzun yıllarca Likya’nın doğu kıyısında en önemli liman olma özelliklerini taşımışlar. Limanların isimler; Savaş Limanı, Kuzey Limanı ve Güney Limanı. Savaş Limanı’nın bir diğer adı ise Korunmuş Liman. Önem arz etme açısından aralarındaki en önemli Liman ise Güney Limanı.

Kente kuş bakışı baktığımızı hayal edersek, tam ortasın 25 metre genişliğinde kocaman bir cadde var. Caddenin güney girişinde Hadrian Kapısı bulunuyor. Caddenin sağında ve solunda yürüyüş yollarıyla beraber dükkanlar mevcutmuş. Etrafta ise Tiyatrolar, Agora ve Hamamlar eşlik ediyorlarmış. Yapıların geçmişi M.Ö 100’lü yıllara kadar dayanıyor.

Fotoğraf Kaynak: Vladimir Gubarev / Foursquare

  Bostanlık Koyu, Phaselis:

Yaz ayları geldiğinde yapılacak en güzel tatil aktivitesi nedir? Tabii ki kamp. Hem de sahil kampı. Sahil kampı diyoruz ama içimizdeki kum plajı isteği ne olacak? İşte size Bostanlık Koyu. Malum Antalya’ da bir çok bölge plajı taşlık. Tertemiz denizi ve kum plajı ile, neredeyse dalgaların köklerini öpeceği ormanı ile bölge gerçekten harika. Kocaman ağaçlar ve deniz, bu sefer ekstra olarak kum plaj birde.

Bölge 80 küsür dönüm ve tamamı tek kişiye ait bir özel mülk. Keşke benim olsa diyeceğiniz bir arazi gerçekten çünkü bizler böyle geçirdik içimizden. Koyun içine güzel bir camping kurmuşlar.

  Bölgede nasıl kamp yapılıyor?

Şahsi aracınız ile campinge doğru ilerlediğiniz zaman iki alternatifiniz var. Aracınızı otoparka bıraktıktan sonra ya campinge girmek ya da sol taraftan ilerleyip köprüyü geçtikten sonra gördüğünüz herhangi bir yere çadırınızı kurmak. Bölge kamp yapmak için en sessiz tercihlerden bir tanesi diyebiliriz.

  Koya giriş ücretlimi?

Campinge girmeyip alternatif bölgeyi seçtiyseniz eğer ücretsiz bir şekilde çadırınızı kurabilirsiniz. Bu kendi yemeğinizi kendiniz yapmak ve bütçenizi zorlamak istemiyorsanız eğer mantıklı bir seçim. Fakat belli bir ücret karşılığında campinge girip sabah kahvaltısı ve akşam yemeği dahil bir şekilde kalabiliyorsunuz.

Koyda temiz su var mı?

Maalesef camping dışında çeşme yok. Campingden içme suyu temin edebiliyorsunuz ama bu biraz masraflı bir seçim, nitekim market fiyatlarının yakınından geçmiyor. Siz bütün hazırlıklarınızı eksiksiz bir şekilde yapıp öyle gelmeyi tercih edin.

Ateş yakmak yasak mı?

Bölgede ateş yakmak serbest, dikkatli olmakta fayda var. Serbest olmasının sebebi ise özel mülk olması.

İşin özeti, 2 alternatifiniz var ve kamp yapmaya çıkıyorsanız gerçekten zaten hazırlıklı olacaksınız. Belli bir miktar ödeme yapıp elektrik ve duş gibi hizmetlerden rahatça faydalanayım ve yemek hazırlamak ile uğraşmayayım diyorsanız da o sizin tercihiniz.

 

  Tekirova, Kemer:

Mehmet Ali Bükü, Kemer ilçesine bağlı Tekirova mahallesinde bulunuyor. Tekirova aslında nüfus olarak kalabalık olmayan bir mahalle. Turizm sezonu harici mahallede sürekli yaşayan 2500 civarı insan var. İl merkezine ve ilçe merkezine yakınlık olarak iyi bir konumda. Antalya havaalanına 60km, Kemer ilçe merkezine 17 km mesafede.

Denizlerin ve kıyıların temizliğini simgeleyen mavi bayrağa Tekirova ilçesi muazzam temizliği ile sahip olmuş.

Fotoğraf Kaynak: Fatih Özyiğit / Foursquare

Mehmet Ali Bükü, Tekirova:

Sabah uyandığımda çadırımdan çıkıp, sırtımı bir yere yasladıktan sonra bir kahve yapıp içmek istiyorum. Karşımda tertemiz bir deniz, kamp ateşinde ısınan kahve suyu. Hayal edince böyle bir atmosferi kim istemez ki. Bir yandan okuyup bir yandan hazırlığınızı yapmaya başlayın, Mehmet Ali Bükü’ne gidiyoruz.

Tekirova mahalle merkezine 7-8 kilometre mesafede bu bük. Farkındaysanız sizlere sürekli insan eli çok az değmiş yerlerden bahsediyoruz. Bu bükte diğerleri gibi adeta el değmemiş bakirlikte.

İnsan elinin değmemesinin bir sebebi, ulaşımın biraz zorlayıcı olması. Engebeli arazilere sahip dağlık bir alan sonuçta. Bu sebepledir ki, arazi aracınız olması bu seyahatte size çok fazla kolaylık sağlayacaktır.

Ana yoldan çıktığınız zaman bahsettiğimiz engebeli yoldan kısa bir sürede ulaştığınız koyu gördüğünüz zaman adeta aşık olacaksınız. Eğer seyahat rotanız üzerinde burası sadece bir durak ise, bir gece kalmak için rotanızı tekrar hesaplamanızda fayda var. Kamp hazırlıklarına başlayıp çadırımızı kuracağımız yeri seçelim o halde.

Bahsettiğimiz bölgelerin bakirliğinden dolayı evimiz çadırımız sonuçta. Bölgede çadırınızı kurarken aceleci davranacağınızı tahmin edebiliyorum. Nitekim bir an önce çadırı kurup, hazırlıkları tamamlayıp, kendinizi masmavi sulara bırakmak için can atacaksınız. Umarım yanınıza deniz gözlüğü ve hatta şnorkel almışsınızdır. Suyun berraklığından dolayı görüş mesafeniz baya açık ve suyun üzerine çıkmak dahi istemeyeceğiniz kadar güzel. Balık olup bu koyda suyun altına yaşamak vardı. Ama bu seferde akşam koyda yanan kamp ateşinde yapacağınız közde patatesten mahrum kalırdınız.

Hava karardıktan sonra dalgaların kayalıkları dövmeye başlaması ile beraber adeta mutluluk duyulmaya ve kokmaya başlıyor. Gözlerinizi kapattığınızda bütün vücudunuzu saran pozitif enerji ile sarhoş oluyorsunuz.

Bölgede sizi hazırlıksız iken rahatsız edebilecek tek durum var o da sahilin taş ve kum karışık olması. Rahatsızlık denemez aslında, deniz ayakkabılarınızı siz zaten yanınıza almışsınızdır.

Öyle bir atmosfer düşünün ki hangi aktiviteyi yaparsanız yapın adeta sanat eserine dönüşüyor. Yaktığınız ateşi uzaktan izlerken arka planla beraber eşsiz bir tablo gibi. Sabah kahvaltıda hazırlayacağınız bir mantarlı yumurta dünyanın en güzel yemeğiymiş gibi. Gündüzü ayrı güzel gecesi bambaşka. Yazımızın en başında söylediğimiz gibi, sadece rotanız üzerinde bir bölge ise; siz siz olun ve bu büke bir gece ayırın deriz.

Fotoğraf Kaynak: Av. Mustafa Kürşad Akyar / Foursquare

Beycik Bükü, Tekirova:

Beycik bükü, diğer yazılarımızda bahsettiğimiz bölgelerin yanı sıra burayı keşfetmiş extreme spor tutkuları da var. Kamp severlerin yanı sıra, Off-Road tutkunları da bölgeyi tercih ediyorlar. Gerçi arazi aracınız var ise ve biraz daha zor yol şartları için optimize edilip tavan çadırı da taktırdıysanız neden düz yolda gidesiniz.

Kampçılık bir çok yönü ile çok güzel bir aktivite. Özellikle çadırda ilk geçirdiğim geceyi hatırlıyorum da. Hep bir ön yargı ile yaklaşmıştım, evimdeki rahat yatağımı özletecek gibiydi bana. Ekipman seçimi önemli bir faktör tabi ama asıl önemli olan o ruh. Çadırın fermuarını çektiğiz zaman doğa ile iç içe olmanız, bütün gün soluduğunuz tertemiz hava ve şehirdeki kaostan uzaklık.

Kendimizi fazla kaptırmadan hadi bölgeyi incelemeye başlayalım.

Ulaşımı zor olmasına rağmen kendine has tarzı ile uyuşan insanların vazgeçilmez noktası Beycik Bükü.

Tekirova mahallesini geçtikten sonra arazi araçları ile zorlu bir yoldan geçilerek gidiliyor Beycik Bükü’ne. Ya da bir tekne yardımı ile sahilden ulaşım sağlanabilir. Gideceğiniz bölge biraz yerleşime uzak ve ulaşımı zor olduğu için hem aracınızın hem de kendi ihtiyaçlarınızı eksiksiz tamamlamanız çok önemli.

Bölgenin insandan uzak olması sizi doğayla baş başa bırakırken, börtü böcek ile de baş başa kalıyorsunuz. Yanınıza yola çıkmadan önce sinek ilacı almanızda fayda var. Tipik Akdeniz iklimine sahip olduğundan dolayı hava sıcaklığı çok yüksek. Bununla birlikte sinekler çekilmez hale getirebiliyor kampınızı. Daha normal bir hava sıcaklığında gitmek istiyorum derseniz, yaz aylarından ziyade Mayıs ayında bölgeyi ziyaret etmek daha keyifli olabiliyor. Bunun yanı sıra bölgede çok sık olmasa bile fırtına ihtimali oluyor. Kendinizi fırtınadan koruyacak bir alan olmadığından dolayı tarih belirlerken hava durumunu incelemekte fayda var.

Teknik bilgilerden ziyade biraz keyifli yanlarına bakalım, denizin suyu nasıl mesela? Çok abartmış olmayacak isek şöyle anlatayım; Bir bardak deniz suyu aldınız karşınıza koyup izleyebilirsiniz, o derece temiz ve güzel. Denizin içine doğru ilerlerken sahil ve giriş kısımları biraz çakıllı ama çok az ilerlediğinizde bu çakıllar da kayboluyor. Bundan dolayı yüzme keyfi diğer koylardan daha fazla.

Konaklama için bölgede herhangi bir tesis yok, zaten bizim amacımız da çadırda kalmak öyle değil mi? Bölgeye yakın herhangi bir yerleşim yeri olmadığından kamp yapacak arkadaşlar mutlaka her duruma hazırlıklı yola çıkmalılar. Zira bu hazırlık konularında sizlere baya bir bilgi vermeye çalıştık. Kamp alanında tek derdiniz açlık ve ıslaklık olmayabilir. Keşke her kamp tecrübemizde tek derdimiz menemen olsa.

Yol için arazi aracı olmadan bu işe kalkışmayın demiştik. Zira araziye uygun olmayan bir araç ile şansınızı denerseniz lastiğe ve alt takımlara zara verebilirsiniz.

Göller:

Ülkemizin yüz ölçümüne baktığımız zaman göller çok fazla alan kaplamıyorlar. Öyle ki ülkemizde büyüklü küçüklü çok fazla göl mevcut. Buna nazaran baktığımızda ülkemizde büyük göl sayımız az küçük göl sayımız fazladır. Ülkemizin baraj göllerini de dahil eder isek Türkiye çok göllü bir ülke sayılabilir.

En genel kapsamda baktığımız zaman göller, suları acı, tuzlu ve tatlı olarak farklılık gösteriyor. Bunların sebebi:

  • Gölün yüzey alanı ve derinliği
  • Göle su giriş çıkışı olup olmaması
  • Bulunduğu bölgenin başta iklim olmak üzere özellikleri

gösterilebilir.

Gölleri çeşit olarak sınıflandıracak isek; doğal göller ve yapay göller olarak sınıflandırabiliriz.

Doğal Göller:

  • Tektonik Göller
  • Teknolojik ve Karstik Göller
  • Karstik Göller
  • Volkanik Göller
  • Heyelan Set Gölleri (1-) Kıyı set gölleri 2-)Alüvyal set gölleri)
  • Buzul Gölleri
  • Baraj Gölleri

şeklindedir.

Teknik bir şekilde gölleri bu şekilde sınıflandırabiliyoruz. Ama bizim için önemli olan bu göllerin etrafında kamp yapabiliyor muyuz? Gezerek, görerek ve deneyimleyerek tecrübe etmek gibisi yoktur. Yazılarımızda sizlere ormanlardan, sahillerden ve bir çok yerlerden bahsettik. Dalgaların kayalıkları ve ağaçları dövdüğü yerlere kuracağınız kampları tasvir ettik. Şimdi ise biraz durgun bir suyun, yani göllerin yanında kamp yapmak nasıl olur, örnek bölgeler üzerinden onu konuşalım.

Fotoğraf Kaynak: 🇹🇷f_r_t🇹🇷 / Foursquare

Doyran Göleti, Konyaaltı:

Doğa gezilerini ve durgun suyu seviyor musunuz? Benim gittiğim bölgede dalgalar ses yapmasın ama su da olsun mu diyorsunuz? İkisinin tadı da ayrı tabi ama siz biraz daha sessizlik arar gibisiniz. Bu durumda size Doyran Göleti’ni tanıtmaktan memnuniyet duyuyoruz.

Bu gölet Antalya il merkezinin  ilçelerinden olan Konyaaltı’na bağlı Akdamlar Mahallesindedir. Bölgenin eski adı olan “Doyuran” zaman ile halk ağzında ünlü düşmesine uğrayarak “Doyran” haline gelmiş. Kuş bakışı olarak Antalya haritasına bakarsak, Doyran şehrin batısında kalmaktadır. Çok fazla kişi tarafından bilinmeyen bu gölet Doyran Çayı geçtikten sonra oluşmuş.

Şahsi aracınız ile yola çıktıysanız eğer Gölek Konyaaltı’ndan 20 dakika mesafede. Maalesef bu gölete otobüs ile ulaşım sağlanamıyor.

Çok fazla insan sevmeyen insanlar olarak gözükmek istemeyiz, aslında insanları çok seviyoruz ama bu göletin bulunduğu bölgenin en iyi özelliklerinden birisi hiç insan olmaması. Yanınıza ne aldıysanız ya da kimi aldıysanız neredeyse onun ile baş başasınız. Yem yeşil dağların arasında mas mavi bir gölet. Suyu da buz gibi üstelik. Sanki karşınıza çıkan bir doğa tablosundan içeriye adım atıp kamp kurmuşsunuz gibi desek yeridir.

Çadırınızı kuracak uygun yeri tayin ettikten sonra mutlaka yanınıza hamak alıp onu da kurmalısınız, zira güneşin batışı ve kuşların sesi eşliğinde o hamakta biraz uzanmak eşsiz bir zevk. Buranın en güzel yanlarından bir tanesi de bir sürü çeşme olması. Çeşmelerden akan su tamamen içilebilir ve tadı çok güzel. Fakat gideceğiniz mevsim eğer yaz ise ikindi saatleri aşırı sıcak olabiliyor, aklınızda olsun.

Gölün kenarında çadır kurabildiğiniz gibi dikkatli olmak şartı ile ateşte yakabilirsiniz. Bununla ilgili bir yazı sizler için hazırlamıştık. Unutmayın sadece kurumuş ve yerdeki odunlar ile kontrollü bir ateş.

Yakınlarda herhangi bir işletme bulunmuyor, su sıkıntısı çekmemenize nazaran yiyeceklerinizi bölgeye gelirken tam hazırlıklı temin etmenizde fayda var. Elektrik kaynağı da aracınız yok ise sizler için problem teşkil edebiliyor.

Avran Gölü, Elmalı:

Bu gölün en büyük özelliği Karstik bir göl olması. Elmalı ilçesi içerisinde yer alan gölün deniz seviyesinden yüksekliği 1030 metre. Kendi doğal hali ile büyüklüğü tam 850 hektar. Elmalı ilçesinde Elmalı Polyesi olarak bilinen, Elmalı dağı ve Bey dağları arasındaki bölgede yer alıyor. Elmalı Polyesi’nin en çukur kısmında bulunuyor Avlan Gölü.

Göl zaman zaman kurumasından dolayı Jeolog Dr. Hans Stark bölgede bir araştırma yapmış. 1950’li yıllarda hazırladığı rapor sonucunda gölün 1970 yılında kurutulmasına karar verilmiş. 1970’li yılların ortasına gelindiği zaman bir kanal açarak gölün tüm suyu Başgöz Çayına akıtılmış ve göl kurutulmuş. Bu karar pek çok alanda bölgeye zarar vermiş.

  • Kurutulma işlemi olmadan önce 10 metreye gelmeden çıkan yer altı suyu, işlemden sonra 70 metreden önce çıkmamaya başlamış.
  • İşlemden önce 800 mm olan yağış miktarı işlem sonrasında 400’lü rakamlara gerilemiştir.
  • Dolaylı olarak yağışın azalması bitki örtüsünü olumsuz etkilemiş.
  • İlçeye adını veren bütün Elma bahçeleri çok büyük zarar görmüş.
  • Bütün bu olayların doğurduğu olumsuz sonuçlardan kaynaklı olarak bölgede hayat şartları zorlaşmış, geçinemeyen bölge halkı büyük göçler vermiş.

Bu durumlar neticesinde bölge halkı ve köyler imza toplamaya başlamışlar ve nihayetinde gölün tekrar canlandırılmasına karar verilmiş. 2000 yılının sonunda gölün kapakları kapatılmış ve göle sazan bırakılmıştır.

Bu yazıyı hazırlarken aklımıza hep şu düşünce geldi; acaba göl kapakları kapatılmış olmasa ve bu muazzam alana şu an sahip olmasak ne kötü olurdu. O sedir ağaçlarını geri kazanamayıp tamamen kaybetseydik özellikle.

Bölgeye hakim olan sedir ağaçlarının gölgesinde bulduğunuz ilk alana çadırınızı kurarak kampın keyfini çıkarmaya başlayabilirsiniz. Göl etrafında kamp yapmak için bir tesis yok, gördüğünüz her düzlük sizin kamp alanınız.

Zamanında biraz daha tarım arazisi kazanmak için atılan adımlar iyi ki geri çekilmiş. Zira bize biraz boya, bir tuval verseler ve buraya hayalinizdeki gölü çizin deseler bu kadar güzel bir göl çizemezdik.

Göle özel aracınız ile kolayca ulaşım sağlayabilirsiniz, yürüme mesafesinde olmasa bile özel aracınız ile eksik temin edebileceğiniz yakınlıkta yerler var bölgede. Siz o anki keyfinizi bölmemek adına yine de hazırlıklı olarak yola çıkın.

 

 

 

Paylaştıkça güzelleşir dünya!

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.